Osman Gazi’den Vahdeddin’e Osmanlı Padişahlarının Künyesi 2.Bölüm


Sultan İkinci Murat

Babası: Çelebi Sultan Mehmed

Annesi: Emine Hatun

Doğumu: 1402

Vefatı: 3 şubat 1451

Saltanatı: 1421 – 1451 (30) sene

İkinci Murad, uzun boylu, beyaz tenli, doğan burunlu ve gayet güzel yüzlü bir padişahtı. Çok güzel konuşurdu. Kendisinin en büyük saadeti, Fatih Sultan Mehmed gibi eşine ender rastlanacak ve çok kıymetli bir zatın babası olmakti. Sultan Murad, süküneti ve huzurlu yaşamayı arzu eden fakat icap ettiği takdirde gayet hareketli, cesur ve hiçbir şeyden yılmayan bir kimse idi. Otuz senelik saltanatı müddetince, memleketini çok büyük bir şan ve şerefle idare ederek, emri altında bulunan herkeste, dindar,  âdil ve lütufkâr bir padişah nâmı bırakmıştır.

Sultan ll. Murad çocukluğu Amasya’da geçti. 18 yaşında tahta çıktı. Şâir ve hattattı. Çok iyi bir askerdi. Şiirler yazmıştı. Zamanında Venedik donanmasıyla harbedildi. Selânik yeniden fethedildi. Düzmece Mustafa isyanı oldu ve bu isyanı bastırdı. 1422’de İstanbul’u muhasara etti. 1423’de Mora yeniden alındı. 1428’de Germiyan Beyliği Osmanlılara katıldı. Venedik ve haçlılara karşı Güvercinlik zaferi kazanıldı. 1430’da Selânik yeniden alındı. 1438’de Bosna’ya hakim olundu. 1439’da Belgrad muhasara edildi. 1443’de haçlılara karşı İzlâdi Derbendi zaferi kazanıldı. 1444 Temmuz’unda Segadin antlaşması yapıldı, fakat haçlılar sözlerinde durmadılar. İkinci Murad küçük yaştaki oğlunu tahta çıkarınca,ümide kapılarak Osmanlı topraklarına girdiler. Oğlu İkinci Mehmed (Fatih) ordunun başına babasını başkumandan tayin etti. Kasım 1444’de Varna Zaferi kazanıldı. Varna Zaferinden sonra İkinci Murad tekrar tahta geçti. 1445’de Mora’ya ve Arnavutluğa sefer açtı. 1448 senesinin Ekiminde haçlılar yeniden saldırdılar. Bu defa da İkinci Kosova Zaferi kazanıldı. 1451 senesinde Sultan Murad bütün esirlerini salıverdi. 47 yaşında olduğu halde Edirne Sarayında vefat etti. Vasiyeti üzerine Bursa’da Muradiye Camii yanına defnedildi. Mezarının üzerini örtmemeyi, kenarlarına hafızların oturup Kur’an okuyabilmeleri için yerler yapılmasını ve Cuma günü mezara konulmasını vasiyet etmişti. Vasiyeti öylece yerine getirildi. Sultan Murad zamanında memleketin bir çok yerlerinde, camiler, medreseler, saraylar ve köprüler yapılmıştır. Bunlardan birisi Edirne’deki”Üç Şerefeli Cami”dir. Cami’in yanında bir medrese ve fakirler için bir imarethane mevcuttur. Yine Edirne’de “Muradiye Camii”ni bina ettirmiştir. Bu caminin duvarları ve mihrabı son derece güzel çinilerle süslenmiştir. Bursa’daki “Muradiye Camii”ni ve Ergene Nehri üzerindeki 170 ayaklı “Uzun Köprü”yü de Sultan Murad yaptırmıştır.Silsile-i Sââdât-ı Nakşıbendiyye’den, Hâce Yâkub Darhi (k.s.) ,Seyhi Emir Sultan, Hacı Bayram Veli, İbn-i Haceri Askalâni, Muhammediye kitabmın müellifi Yazıcızâde Mühammed Efendi İkinci Murad devrinde vefat eden büyüklerdir.

Erkek çocukları : Fatih Sultan Mehmed, Ahmed, Alâaddin, Orhan, Hasan, Ahmed (ll.)

Kız çocukları : Şehzâde ve Fatma Hatun (daha&helliip;)

Stephen Sauvestre’nin Kulesi ve Alexandre Gustave Eiffel


Alexandre Gustave Eiffel, 15 Aralık 1832’de Fransa’nın Dijon şehrinde doğdu. Eiffel soyadı ise, Alman kökenli akrabaları tarafından 18’inci yüzyılın başlarında alınmıştı. İsmi ise doğduğu Eiffel’de bulunan Margamen’den almıştı, lakin Fransızlar asıl ismi Bönickhausen’i söylemekte güçlük çekiyordu. Annesinin kömür işi oğlunun Paris’de bulunan École Centrale des Arts et Manufactures’de okumasını sağladı. Mezun olmasıyla, Eiffel amcasının lastik fabrikasını yönetmeye başladı. Ancak lastiğin kalitesi üzerine bir aile tartışması sonrasında bu görevden alındı. Eiffel bundan sonra giriş seviyesinde tren yolu köprüleri tasarlayan bir şirkette çalışmaya başladı.

Charles Nepveu Eiffel’e ilk işini tren yolu köprüleri tasarlayan birçok proje müdüründen biri olarak verdi. Ancak, inşaat sırasında birçok mühendis bu projelerden ayrılıyordu ve sonunda Eiffel bütün projeden sorumlu oldu. Nepveu Eiffel’in çalışmasını gördükten sonra O’na başka köprü ve bina tasarımlarında da şans tanıdı. Bu projeler sırasında Eiffel mühendislerle iç içeydi ve birçok işi aynı anda yürütebiliyordu. Nepveu’nun bu desteği olmasaydı, Eiffel gelecekte olduğu kadar başarılı olmayabilirdi.

Eiffel’İn Eiffel et Cie isimli danışmanlık ve inşaat şirketi, Belçikalı mühendis Théophile Seyrig’in de desteğiyle; uluslararası bir ihalede Porto ve Vila Nova de Gaia arasındaki 160 metrelik bir tren yolu köprüsü inşaatına başvurdu. Teklifi bu ihaleyi kazandı çünkü oldukça güzel, içi gözükebilir, ucuz ve güç yöntemleri kullanılarak yapılmıştı. Bu teknik 1864’te Maxwell tarafından tasarlanmıştı. Maria Pia Köprüsü (Ponte Maria Pia) çift kolonlu ve tek bir tren yolunu desteklemekteydi, ve inşaası iki yıldan az sürdü (5 Ocak 1876’dan 4 Kasım 1877’ye kadar). Köprünün ismi ise Kral Luis ve Kraliçe Maria Pia’dan almaktadır. Köprü 1991’e kadar kullanılmış (114 yıl), daha sonra da Ponte de São João yerini almıştır. Massif Central’da yaptığı köprüler ise hala günümüzde kullanılmaktadır. Gustave Eiffel ayrıca Paris’deki La Ruche’u tasarlamıştır. Burası, tıpkı Eyfel Kulesi gibi şehirin sembollerinden biri olmuştur. Bunun yanı sıra Garabit Viyadüğünü ve Amerika’daki ilk binası da Puerto Rico’daki Mona Adası’ndaki deniz feneridir. Bu deniz feneri ABD tarafından 1900 yılında, İspanya-Amerika savaşı sonrasında Puerto Rico’nun ABD’nin eline geçmesiyle yapılmıştır.

1887’de Eiffel Fransa’nın Panama Kanalı’nı inşaatıyla ilgilenmiştir. Fransız Panama Kanalı şirketi, Ferdinand de Lesseps’in önderliğinde su seviyesinde bir kanal yapmaya çalışmış ama kullanışlı olmayacağının farkına varmıştır. Yükseltilmiş ve açılıp kapanan bir kanal tasarım olarak kabul edilmiş ve Eiffel de bunu tasarlaması için önerilmişti. Ancak, kanal projesi kötü bir yöneticilik ile iflas etti. Eiffel’in şöhreti Lesseps’in ve mühendislerinin sağladığı bu finansal skandal ile anıldı; ancak Eiffel’in finansal işlerle bir alakası yoktu ve suçlu bulunmadı. Kendi tasarımı kullanılmasa da, ABD yeniden bu kanalı kurmaya çalıştı. (daha&helliip;)

Osman Gazi’den Vahdeddin’e Osmanlı Padişahlarının Künyesi 1.Bölüm


Osman Gazi

Babası: Ertugrul Gazi

Annesi: Hayme Hatun

Dogumu: Sögüt (M. 1258 – H. 656)

Vefatı: Bursa (M. .1326 – H. 726)

Saltanatı: 1299 – 1326 (27) sene

Osman Gazi, Ertuğrul Bey’in üç oğlundan birisidir. Osman Bey diğer kardeşlerinden büyük değildi, fakat adeta bir idareci olarak yaratılmıştı. Zira bu hususta çok büyük kaabiliyet sahibi idi. Babası vefat ettikten sonra diğer bütün beyler, ittifakla Osman Bey’i aşiretin reisi olarak tanıdılar. Osman Bey, beyliğin başına geçtiği zaman, 23 yaşında idi. Uzun boylu, geniş göğüslü, kalın ve çatık kaşlı, elâ gözlü ve koç burunlu idi. İki omuzları arası oldukça geniş, vücudunun belden yukarı kısmı, aşagı kısmına nisbetle daha uzundu. Çehresi yuvarlak ve teni buğday renginde idi. Büyük şeyhlerden Edebalı’nın evinde misafir iken, istirahat için gösterilen odada, Kur’an-ı Kerim’i görünce, sabaha kadar saygısından yatmadığı ve geceyi uykusuz geçirdiği çok meşhurdur. Şeyh, bu durumdan cok memnun kaldığı için kendisini kızı ile evlendirmiş ve hayır dualar etmiştir. Osman Bey, 1287’de Karacahisar’ı fethetti. 1280’de Domaniç’te Bizanslıları yenerek Bilecik’i fethetti ve Selçuklu Hükümdarı tarafından uç beyliğine verildi. 1299’da Inegöl fethedildi. Selçuklu Devleti yıkıldı ve Osman Bey müstakil beyliğini ilân etti. 1300’de Yenişehir ile Köprühisar, 1302’de ise Akhisar ve Koçhisar fethedildi. Osman Bey’e babasından kalan arazinin genişliği 4800 km. kare idi. Kendisi vefat ettiğinde ise, beyliğin toprak genişliği 16.000 km.kareye ulaşmıştır. Vefat etmeden önce oğlu Orhan Bey’e şöyle vasiyet etmiştir “Oğullarıma ve bütün dostlarıma birinci vasiyetim şudur ki; her zaman gazaya devam ederek, Din-i Celil-i İslâm’ın yüceliğini yaşatınız. Cihadın kemâline ererek, sancağı şerifi hep yüksekte tutunuz. Her zaman İslâm’a hizmet ediniz. Zira Cenâb-ı Hak benim gibi zayıf bir kulunu ülkeler fethetmek için memur etti. Gaza ve cihadlarınızla Kelime-i Tevhid’i çok uzaklara götürünüz. Hanedanımdan her kim, hak yoldan ve adaletten saparsa mahşer gününde, Rasülü Azam’ın şefâatinden mahrum kalsın. Oğlum! Dünyaya gelen hiç bir insan yoktur ki, ölüme boyun eğmesin. Bana da, Hz.Allah’ın emri ile şimdi ölüm yaklaştı. Bu devleti sana emanet ediyorum. Seni de Mevlâ’ya emanet ettim. Her işinde adaleti üstün tut” Vefatında 68 yaşında idi. Tarih ise, Ağustos 1326’yı gösteriyordu. (daha&helliip;)

Zamankapsülüm Exclusive: Taşımacılık Tarihi (Foto Galeri)


İlk çağlarından beri insanoğlu, ürününü topladığı, balık tuttuğu ya da avlandığı yerlere gitmek için yer değiştirme zorunluluğu duydu. Zamanla kendisini geliştirmeyi başaran insanlık İ.Ö.5000’li yıllara doğru hayvanlarını evcilleştirmesini öğrendi. Bu evre insanlık için yeni bir başlangıç oldu. Ovalarda atlar ya da öküzlerden, dağlık yerlerde katırlardan, çöllerde ise develerden yararlanıldı. Ona keza suda da taşımacılık yapılıyordu. İnsanlığın su üzerindeki macerası da epey eskilere İ.Ö. 9500 – İ.Ö. 4000 yılları arasındaki tarih öncesi dönem yani Mezolitik döneme denk gelmektedir. O dönemde kullanılan gemilerin başlıca özellikleri tam olarak bilinmemekle birlikte, yine o dönemden kalma birkaç kayık ve kürek kalıntılarına rastlanmıştır. Aramalarda, açık denizlerde bulunan balık kemikleri daha önceden, gelişmiş bir deniz taşımacılığının var olduğunu ortaya koymuştur. (İşin doğrusu balık kemiklerinden taşımacılığın nedenli yapıldığı sonucuna varılıyor olmasını bende anlamadım) Cilalı taş devrinden kalma kayıklar halen günümüzde sergilenmektedir. O dönem kayıklarına piragua adı verilmektedir.  Çoğunluğu içi oyulmuş ağaç gövdelerinden yapılan piraguaların bazıları 16 m uzunluğa, 1,5 m genişliğe ulaşırlar. Ve ve ve gel zaman git zaman İ.Ö. 3300 yılına gelindiğinde, (daha&helliip;)

Haydarpaşa Tren Garının Hazin Sonu


Haydarpaşa Terminali yada Haydarpaşa Tren Garı, İstanbul şehrinin şehirlerarası ulaşım merkezlerinden birisidir. Şehrin en işlek demiryolu terminali Türkiye, Orta Doğu ve ayrıca İETT ve vapur seferleri ile Doğu Avrupa’ya kadar bağlantıları vardır. Geçmişte istasyonda ayrıca  Bağdat Demiryolu (İstanbul-Konya-Adana-Halep-Bağdat) ve Hicaz Demiryolu (İstanbul-Konya-Adana-Halep-Şam-Amman -Medine) hatları bulunmaktaydı.

Osmanlı döneminde, tren garı 1872 ve 1922 yılları arasında kullanılmıştır. O dönemde İstanbul önemli bir şehirdi. Ayrıca İmapartorluğun hem başkenti hemde en büyük şehriydi. İstanbul, 1871 yılına kadar her hangi bir demiryolu bağlantısına sahip değildi. O sebepten, zamanın padişahı Sultan Apdülaziz, Haydarpaşa’dan İzmit’e uzanan bir demiryolu yapılmasını emreder. (daha&helliip;)

Mısır’ın Kayıp Piramitleri


Uzay teknolojisinin gelmiş olduğu nokta ile Mısır’da 17 tane piramit, 1000’nin üzerinde mezar ve 3000 eski yerleşim yeri bulunmuştur. Bunlar zaman içinde, bir zamanlar ılıman iklime sahip, her yeri yeşillikle kaplı bir bitki örtüsüne sahip verimli toprakların, çeşitli coğrafik sebeplerden ötürü kuruyup çöle dönmesiyle yerin yüzlerce metre altında kalmışlardı. Bu kalıntıların yerlerinin saptanmasında ki en büyük etmen ise tabi ki teknolojideki akıl almaz ilerlemedir. Şu anda kullanılmakta olan uyduların, teknik kabiliyetleri akıllara durgunluk verecek niteliktedir. Öyle ki bu uydular dünya yüzeyinden 450 mile (yaklaşık olarak 700 km)  kızıl ötesi teknolojisini kullanarak sondalama yaparak çöl kumunun altındakini gösterebilme kabiliyetine sahip. Araştırmalar NASA tarafından finanse edilmektedir. Şu anda projenin başında Birmingham Alabama Üniversitesi’nden Dr. Parcak görevlendirilmiştir. Araştırmaların sonucunda Mısır çevresinde yerleşmiş piramit sayısı 140’a çıkmıştır. Fakat Dr. Parcak’a göre bulunan bulunamayandan çok daha azdır. (daha&helliip;)

Zamankapsülüm Exclusive: Gaz Maskesi (Özel Fotoğraf Arşivi)


“1914’ de Garet A. Morgan’ ın geliştirdiği gaz maskesi, Erie Gölü altındaki patlamada 32 maske kullanıcısın hayatta kalmasından sonra çok tutulmuştur. Patlamadan sonra pek çok firma Morgan’ ın gaz maskelerinden sipariş vermiştir. Sonraları Amerikan ordusu gaz maskesine son halini vermiş ve resmen kullanmaya başlamıştır. İlk gaz maskeleri, Birinci Dünya Savaşında Almanların kimyevî gaz silahları kullanmaları üzerine Amerika ve İngiltere tarafından îmal edilip, kullanıldı. Bu ilk maskelerde hava, giriş yerinde bulunan odun kömüründen geçerken, içindeki zehirli gazları tutulmaktaydı. İlk yapılan bu maskeler ağır olup ve sadece ağızdan teneffüse müsait bir yapıda idiler. Bu yüzden askerlerin hareket kabiliyetini azaltıyordu. İkinci Dünya Savaşında ise daha hafif ve daha iyi uyum sağlayan, net görüş imkanı veren ve ağız ile burundan beraberce teneffüs yapılabilen bir maske geliştirildi1

O zamandan günümüze ulaşmış, çok özel fotoğraflardan oluşan bir arşivdir. Eskiyi ve nostaljiyi sevenler içindir. 

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

(daha&helliip;)

1900’lerin başında Amerikan Çocuk İşçileri (Foto Galeri)


Zamankapsülüm’ün arşivinden…

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

(daha&helliip;)